Covid -19 salgınıyla beraber çoğumuzun “daha çok sosyal izolasyon” dediği bu günlerde evde olmak bazen “oh” dedirten ama çoğunlukla bize normal akışımızı özleten anlar yaşatıyor. Salgının tehlikesinden korunmak için evlere çekildiğimizde kimimiz yogaya kimimiz ekmek yapmaya ya da film izlemeye yoğunlaştı. Sosyal medyada en çok denk geldiğim aktiviteler bunlar oldu. Elbette bu seçenekler çoğaltılabilir.

Bizim gibi hafta sonlarında tırmanış bahçelerini kendine mesken edinmiş ve yarı mobil bir hayat sürdüğünü söyleyebileceğimiz insanlar için ise bu zamanlar biraz daha zor geçiyor şüphesiz. Ne zaman biteceğini bilmediğimiz bir süreyle tırmanamamak, antrenman yapamamak, haftanın başında başlayan kamp heyecanını şu günlerde askıya almak vs. hoşumuza gitmese de mecbur olduğumuz şeyler… Tam da bunların özlemini çekerken hem doğayı hem doğanın kucağında yer çekimine meydan okuyan halimizi hem de azmi hatırlatan anlara dönebileceğimiz birkaç film önerisinde bulunmak istedim. 

İnsanın sandığımızdan çok daha limitsiz ve güçlü olduğunu, yaşama azmi ve doğayla kurduğumuz organik bağın asıl gayemiz olduğunu hatırlatan bu filmler; kendimi motive etme, korkuma rağmen karar alıp devam edebilme konusunda bana ilham olan yapımlar aynı zamanda.

Bahsedeceğim ilk film, izledikten sonra günlerce aklımda kalan ve bu kadar zorlu bir mücadele nasıl olabilir dedirten 2003 bağımsız yapımı Touching the Void. Konusunu Joe Simpson ve Simon Yates’in gerçek yaşamlarından alan bu belgesel film, zorlu koşullarla yüz yüze kaldığımızda ip birliğinin getirdiği güven ortaklığının sınırlarını gösteriyor. Almak zorunda kaldığımız kararlar karşısındaki seçimlerimizin kaderimize dönüşmesinin yanında insan-doğa çatışmasını ve bunun üst limitlerini gözler önüne seren bu film, sürekli yaşam ve ölüm arasındaki çizgiyi hatırlatan haliyle de yüksek bir seyir zevki vadediyor. Filmin bir  sahnesinde, dağcının “Tanrı’ya gerçekten inanmıyordum, ölünce her şey biter, o yüzden burdan nasıl çıkabilirim diye düşündüm.’’cümlesi dağda mahsur kalmışsak eğer mucize beklemek yerine pes etmememizi ve tüm öğrendiklerimizi hayatta kalmak için uygulamak zorunda olduğumuzu tüm gerçekliğiyle  bize aktarıyor.

 

Bahsetmek istediğim ikinci film ise, 2017 Netflix yapımı olan Dawn Wall. Amerika’nın Kaliforniya eyaletindeki Yosemite Milli Parkı’nda yer alan ve tek parça granitten oluşan kaya formasyonu El Capitan’daki 914 metrelik Şafak Duvarı (Dawn Wall) rotası tüm tırmanıcıların hayalini süsler. Belgesel filmimiz ABD’li serbest kaya tırmanışçıları Tommy Caldwell (36) ve Kevin Jorgeson (30)’un 19 gün süren insanüstü bir çaba sonucu El Capitan’ın zirvesine ulaşma hikayesine odaklanyor. Jilet kadar keskin kayada tırmanmanın getirdiği mücadeleye ve azme vurgu yapan film, evlerimizde kapalı kaldığımız şu günlerde belirsizliğe dönük odağımızdan alıp maceraya sürüklenmek için iyi bir fırsat. Filmde ayrı bir başlık açmak istediğim isim ise Tommy Caldwell. Ayrı bir hayranlık beslediğim Caldwell’in travmatik diyebileceğimiz hayatına da değinen film, kaya tırrmanışında neden bir efsane olmayı sonuna kadar hak ettiğinin de cevabını veriyor…

Bir de arkadaşlarımız Can Güner ve Abdullah Benna Sarin’in tırmanışını, Yunus Polat’ın kameraya alışıyla; yeni yayınlanan kısa filmleri mevcut. Aşağıdaki link üzerinden ” tirmanis.org ” sayfasına ulaşarak, izleyebilirsiniz! Emeği geçenlere teşekkürler!

İZLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

Zor günlerde olduğumuz gerçeği aklımın bir köşesindeyken azimleriyle yaşamın kıymetini onurlandıran dağcıların pes etmek bilmeyen hikayeleri bize umut olsun.. Her şey biter hayat devam eder….